Suzan’ın ardından… İncelikler yüzünden

Deniz Karakaş Şencan
“İnsan yaşamı ölümlerden öğreniyor” diye yazmıştı Seray Şahiner yine çok sevdiğim bir kaybın arkasından. Yine bu cümlenin yakıcılığını sonuna kadar hissettiğim bir zamandayım. Ben yaşamımda çok sevdiğim yakınlarımı, aile bireylerimi kaybetmiştim maalesef ama dostumu hiç kaybetmemiştim. Bildiğim bir duygu değilmiş, keşke yaşamak zorunda kalmasaydım diyorum. Ailenizden birini yitirdiğinizde onun yokluğuna zamanla alışmaya başlıyorsunuz ama arkadaşınızı yitirdiğinizde zaman geçtikçe onun yokluğu büyüyor. Zaman geçtikçe sizin yaşamınızda ne kadar yer kapladığını, sizin yaşamınıza ne kadar dokunduğunu görüyorsunuz, acınız büyüyor. İşte böyle bir üzüntü, acı kayıp yaşadığım bir dönemdeyim, canım arkadaşım Suzan’ı kaybettik.
Suzan Yılmaz Okar olarak Bilim ve Gelecek’in eski okurları bilirler. Çalışma arkadaşımız Baha’nın haksız yere 19 ay hapis yattığı bir sürecimiz olmuştu, Suzan bu dönemde yaşanan hukuksuzlukları dergimizde zaman zaman yazmıştı. Ben de Suzan’ı Bilim ve Gelecek’te çalışmaya başladığım zaman tanımıştım. Ben yapı itibariyle insanları ilk gördüğümde genellikle önyargılı davranırım. Hemen ısınmam, bu neden böyle bilmiyorum ama Suzan’ı eski dergi büromuzda gördüğümde hemen kanım kaynamıştı, hemen samimi olmuştuk. Suzan’ı tanımlayan temel kelimelerden biri de samimiyet bence. Sonrasında hızla arkadaş olduk sırdaş olduk. Baha’nın cezaevi sürecinde Suzan o kadar büyük bir mücadele verdi ki, bunu anlayabilmeniz için o dönemde Suzan’ı görmeniz gerekiyordu. Çok sarsıcı bir dönemdi hepimiz için ama Suzan için bambaşkaydı. Bu dönemde ona olan hayranlığım kat be kat arttı. Hiçbir duruşmayı kaçırmadı, hiçbir açık görüşü, kapalı görüşü kaçırmadı. Bu haksızlığı duyurmak için kamuoyu oluşturmak için tüm gücüyle mücadele etti. Ama bu süreçte bir kere bile yakınmadı, tüm benliğiyle haksızlıklara karşı gelirken bunu o kadar zarif bir biçimde yaptı ki hayran olmamak elde değildi. Baha’ya gönderdiği kıyafetleri ütülerken de ona mektup yazarken de özenliydi. O kadar hassastı ki Baha tahliye olduğunda biz çok sevinmiştik mahkeme önünde, Suzan sevincini göstermemişti. Nedenini şöyle açıkladı; herkes tahliye olmadı üzülen aileler var onlara çok ayıp olur.
Suzan’ı tanımlayan başka bir kelime de zarafet olabilir. Her şeyi çok incelikle, özenle, içtenlikle yapardı Suzan. O kadar güzel seviyordu ki Baha’yı, bir insan eşini sevgilisini böyle sevmeli demiştim. Hayata dair çok şey öğrendim ondan. Severken de mücadele ederken de nasıl bir incelikle sevdiğini gördüm. Hepimizin hayatında çok sevdiği, çok kıymet verdiği insanlar vardır. Bu insanların bir kısmı ya da bazıları insanı yorarlar. İyi niyetli, çok temiz kalpli insanlardır ama yapıları gereği yoruculardır, Suzan böyle değildi. Sevdiği insanlara herhangi bir konuda yük olmazdı, kimseyi üzmez hep düşünceli davranırdı. Keşke son zamanlarında içinden geçenleri derdini dökseydi bana diyorum. Suzan’ın yanında hep kuş gibi hafifsinizdir, mutlak güven duygusuyla yanında evinizdeki gibi hissedersiniz. Kaç kişinin yanında evinizde hissediyorsunuz? Benim için bu çok az bir sayıydı zaten ve eksildi. Suzan’ın gidişinin bendeki ilk etkisi depremde evim yıkıldı gibi hissetmek oldu. Evim yıkıldı ben şimdi ne yapacağım! Anılarım gitti, her şeyi yeniden yapsam bile hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak duygusu sardı beni.
Suzan yaptığı her şeyi çok büyük bir özenle yapardı, bunun için çok yoğun bir çaba göstermeden. Çünkü onun kişiliği yapısı böyleydi. Baha cezaevinden çıktıktan sonra iki kişilik yaşamlarına bir de canımız Pia katıldı. Üçü birlikte Seferihisar’da bir yaşam kurdular. Suzan yaratıcılığını, yeteneğini, inceliğini konuşturduğu müthiş işler yaptı, eserler üretti. Seferihisar’da yarattıkları etkiyi biliyordum ama ona veda ederken anladım neler yaptıklarını. Nasıl güzel dostluklar kurduklarını, insanların hayatlarına nasıl dokunduklarını… Böyle birini kaybettim işte ben. Bu satırları yazarken henüz iki hafta geçmişti, olan biteni tam anladığımı da pek sanmıyorum henüz. Keşke tanımayanlar da Suzan’ı tanısaydı. Ya da umarım sizlerin de Suzan gibi bir arkadaşı olur. Suzan’ı tanıyan herkesin böyle düşündüğüne eminim. Yaşamın herkes için giderek zorlaştığı zamanlar yaşıyoruz, memleket, dünya ne hale geldi görüyoruz yaşıyoruz. Bizi yaşama bağlayan umut veren şeyler sevdiklerimiz oluyor, onlarla kurduğumuz düşler, yaşadıklarımız bizi biz yapan şeyler oluyor. Herkesten bir şeyler öğrenip ona göre kendimizi şekillendiriyoruz. Ben Suzan’dan hep güzellikler gördüm, yoğun sevgisiyle sarıp sarmaladı beni. Ne kadar zarif bir insan olduğunu gördüm, insanların hayatlarına ne kadar saygı duyduğunu, kendi yaşamı için ne kadar özendiğini gördüm. Kendi yaşamıma bunlardan katmaya çalıştım ve katmaya devam edeceğim de. Ben çok şanslı biriyim; hayatınızdaki kaç kişi sizin yaşamınızda bu denli iz bırakabilir?
Bu satırları yazmak benim için çok zor, hâlâ inanabilmiş değilim yaşanan sürece. Her şey çok ani ve zamansız oldu. Vedası da yaşamı gibi özenliydi. Sevgisiyle sardığı arkadaşları oradaydı, hayatına dokunduğu insanlar gelmişti. Hepsinde Suzan’dan bir parça vardı, hem manevi anlamda hem de Suzan’ın yaptığı işler, takılar, broşlar takmışlardı. Sarıldık birbirimize. Yıllardır tanışıyormuşuz gibi hissettim. Ortak noktamız belliydi çünkü. Bir sürü yeni arkadaşım oldu Seferihisar’da, onların da İstanbul’da.
İşte böyle sevdiğim arkadaşım artık aramızda değil, ben hayatta olduğum sürece o yaşayacak. Yeni anılarımız olmayacak belki ama yaşadıklarımıza tutunacağım. Onun gibi birini bir daha tanıyamayacağım biliyorum. Seferihisar’dan dönmeden Pia ile bana Suzan’ın bir yüzüğünü seçtik. Bak dedi Pia; annem gibi ne kadar zarif bir yüzük bunu al. Küçük tomurcuk açmış bir çiçek yüzüğü gerçekten de öyle. Seni hatırlamak için bu yüzüğe ihtiyacım yok ama sana ait bir şeyi taşımak yükümü hafifletiyor. Güle güle Suze, güle güle Çene Dersim. Beni hayatına aldığın için, tüm sevgin, sıcaklığın için teşekkür ederim.
The post Suzan’ın ardından… İncelikler yüzünden first appeared on Bilim ve Gelecek.
