Dijital kapitalizmin görünmez işçileri ve sömürünün yeni biçimleri

Göksal Caner Malatya
Kapitalizmin yapısal krizi her geçen gün derinleşirken sömürü biçimleri de çeşitlenerek yaygınlaşıyor. Fabrika kapılarından taşıp gündelik yaşamın her zerresine nüfuz eden sermaye, artık bireyin “boş” zamanını, iletişimini, sosyal ilişkilerini ve hatta eğlencesini de birikim sürecine dahil etmeyi başardı. Yaşanılan bu süreçte “çalışmak” ile “çalışmamak” arasındaki sınır fiilen ortadan kalkarken işçi sınıfının maruz kaldığı sömürünün sınırları da düşünülemez boyutlara ulaştı.
Avusturyalı sosyolog Christian Fuchs bu sürecin kuramsal çerçevesini dijital emek kavramıyla çizdi. Dijital Emek ve Karl Marx (2015) ve Dijital Kapitalizm Çağında Marx’ı Yeniden Okumak (2021) adlı çalışmalarında Fuchs, Marx’ın artı-değer ve sömürü teorisini 21. yüzyılın sosyal medya platformlarına uyguladı. 2024-2025 yıllarında tripleC: Communication, Capitalism & Critique dergisinde ve The Handbook of Digital Labor’da yayımladığı çalışmalarla ise bu çerçeveyi yapay zekanın yükselişini ve kapitalizmin toplumsal bütünlüğünü de kapsayacak biçimde genişletti.
Ortaya çıkan tablo, sermayenin kriz koşullarında nasıl yeni sömürü alanları açtığını gözler önüne seriyor. Sosyal medya platformlarında geçirilen her saat, her paylaşım, her beğeni – milyarlarca insanın “gönüllü” olarak ürettiği bu değer, dünyanın en büyük şirketlerinin kasasına akmakta. Bunu mümkün kılan yapı ise ne teknolojik bir zorunluluk ne de insanlığın ortak yazgısıdır, kapitalist üretim biçiminin kendisidir.
Her yer fabrika, her an mesai
İletişim kavramı, Latince communicare ve communicatio fiillerinden türetilmiş olup insanların toplumsal ilişkileri, kurumları ve toplumun kendisini üretip yeniden ürettiği maddi bir süreci tanımlar. Fuchs bu noktada özellikle durur: İletişim, gerçek hayatın dilidir; üretim ve yeniden üretim süreçlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Marx da enformasyonel üretici güçlerin yükselişini sermayenin kâr birikimiyle doğrudan bağlantılandırmıştı. Dijital çağda bu bağlantı, daha önce hiç olmadığı kadar açık ve sert bir biçim almıştır.
Nitekim sosyal medya platformları klasik anlamda fabrikaya benzemez, fakat işlevsel olarak fabrika rolünü üstlenmişlerdir. Kullanıcı sabah uyandığında açtığı uygulamayla birlikte “iş günü” de başlar. Sosyal medyayı kapattığında ise bitmez; profili, veri izi, geçmiş etkileşimleri gece boyunca “çalışmaya” devam eder. “Her yer fabrika, her an mesai” ilkesi artık bir metafor değil, dijital kapitalizmin gerçek işleyiş biçimidir. Fuchs’un kapsamlı çalışmalarında da vurguladığı üzere bu durum, kapitalizmi yalnızca ekonomik bir sömürü düzeni olarak değil, sınıf ilişkilerini, ırksal baskıyı ve ataerkil yapıları birlikte barındıran bütünleşik bir toplumsal formasyon olarak ele almayı zorunlu kılar.

Keza bu “fabrikada” üretilen artı-değerin hacmi hiç de küçümsenemez. Meta, Google, TikTok başta olmak üzere ticari sosyal medya platformları dünya genelinde yüzlerce milyar dolarlık reklam geliri elde etmektedir. Bu gelirin kaynağı “kullanıcı” denilen ve emeği hiçbir biçimde ücretlendirilmeyen milyarlarca insandır.
Sermayenin yeni ham maddesi: veri
Fuchs, ticari internet platformlarının sermaye birikimi modelini dört işlevle açıklar: Medya endüstrisinde doğrudan birikim, diğer endüstriler için reklamcılık ve satış promosyonu, egemenliğin meşrulaştırılması ve ideolojik manipülasyon, emek gücünün yeniden üretimi ve vasıflandırılması. Bu dört işlevin kesişme noktasında ise veri metası yatar.
Ticari internet platformları, kullanıcıların ne okuduğunu, ne kadar süre hangi içerikte durduğunu, kiminle iletişim kurduğunu, hangi saatlerde aktif olduğunu sürekli izleyip kaydederek son derece ayrıntılı kullanıcı profilleri oluşturur. Bu profiller, reklam veren şirketlere satılacak “kitlesel izleyici” yerine kesin biçimde tanımlanmış tüketici grupları sunar. Böylece gözetim, sosyal medyanın sermaye birikimi modelinin yapısal bir unsuruna dönüşür. Fuchs’un da belirttiği üzere reklam bu bağlamda yalnızca ideolojik bir iletişim biçimi değil, kullanıcıların dikkatinin ve veri yaratan emeğinin sömürülmesiyle üretilen somut bir metadır.
Bu ilişkide bir çarpıklık söz konusudur: Platformlar kullanıcılara “ücretsiz” bir hizmet sunduğunu öne sürer. Oysa hizmet gerçekten bedava değildir. Kullanıcı tüketicisi değil, ürünüdür. Danimarkalı araştırmacı Søren Bøgh Sørensen 2024’te tripleC’de yayımladığı çalışmasında bu ilişkiyi değer-biçimi teorisi perspektifinden derinlemesine inceler ve şu sonuca varır: Dijital medya kullanımını yalnızca eğlence ya da tüketim olarak tanımlamak, kapitalizmin en başarılı ideolojik illüzyonlarından birine kapı aralamaktır. Kullanıcılar gerçek anlamda değer üretmektedir ve bu değerin biçimi yalnızca görünmez kılınmıştır.
Üretketici: hem üretici hem tüketici
Fuchs’un kuramının en çarpıcı noktalarından biri sosyal medya kullanıcısını üretketici (prosumer) olarak tanımlamasıdır. Fotoğraf yüklemek, yorum yazmak, video paylaşmak… bunlar somut çalışma süreçleridir. Bu faaliyetlerde kullanıcı iki şey birden üretir: Bir kullanım değeri (iletişim kurma, ifade etme, eğlenme) ve platformun kasasına akan bir mübadele değeri. Yaratıcılık hem kullanıcıya hem platforma hizmet eder, fakat platforma hizmet eden kısım için hiçbir ücret ödenmez.
Bu yapıda Fuchs, Marx’ın fabrika işçisi için tarif ettiği yabancılaşmanın dört boyutunu sosyal medya kullanıcısı için de geçerli olduğunu ortaya koyar. İşçi nasıl emeğine, emeğinin nesnesine, üretim araçlarına ve diğer insanlarla ilişkisine yabancılaşıyorsa; sosyal medya kullanıcısı da insan deneyimlerinin algoritmalar tarafından ele geçirilmesiyle emeğinin nesnesine, platformların özel mülkiyet olmasıyla üretim araçlarına ve kârın platforma akmasıyla emeğinin ürününe yabancılaşmaktadır. Başka bir ifadeyle, oluşturduğunuz içerik size değil Meta’ya, Google’a, ByteDance’e aittir. Onlar kural değiştirdiğinde ya da kapandığında o arşiv de yok olur gider.
Dijital emek sömürüsü üç temel mekanizmayla işler: Baskı: iletişim kurmak için bu platformları kullanmak fiilen zorunludur; alternatifsizlik bir tür yapısal baskıdır. El koyma: platformlarda harcanan zaman karşılıksız değer yaratır. Mülksüzleştirme: üretilen içerik ve veri kullanıcıya ait değildir. Bu üç mekanizma birlikte çalışarak milyarlarca insanı gönüllü ama ücretsiz emekçilere dönüştürür. Sosyal medyanın meta fetişizmi ise kendine özgü bir biçim alır: Normal meta fetişizminde şeyler sosyal ilişkileri örter. Sosyal medyada ise tam tersi: sosyal ilişkiler canlı ve görünürdür; ama bu görünürlüğün arkasındaki meta formu özenle örtülür.
Oyun emeği: serbest zamanın metalaşması
Dijital emek sömürüsünün en ustalıklı boyutu görünmez kılınmış olmasıdır. Bu emek bir “oyun emeği” kılığına büründürülmüştür. Sosyal medya eğlencelidir, bağımlılık yapıcıdır, keyiflidir. Bu eğlence görünümünün altında ise saatlerce harcanan zaman ve üretilen veri ekonomik bir değere dönüşmektedir. Marx, serbest zamanı kapitalizmin dışında kalan bir alan olarak tanımlamıştı: İşçi dinlenir, güç toplar, yeniden üretmeye hazır hale gelir. Fuchs’a göre sosyal medya bu serbest zamanı da sermayenin devreye soktuğu bir alana dönüştürmüştür. Kullanıcı “dinlenirken” bile artı-değer üretmektedir.
Bu bağlamda Mustafa Çağatay Tok’un 2025’te yayımladığı bir çalışma son derece çarpıcı bir örnek sunar. Google’ın 2024’teki “YZ Yol Macerası” kampanyasını eleştirel ekonomi politik açıdan inceleyen araştırma, hayranların (fanların) kendi eğlence ve yaratıcılıkları için ürettikleri içeriklerin yapay zekâ araçları (Gemini, Imagen) yoluyla nasıl hızla reklam kampanyasına dönüştürüldüğünü ortaya koyuyor. Hayran (fan) emeği eğlence, oyun, yaratıcılık kılığına büründürülmüş bir üretim sürecidir. Kâr ise Google’ın kasasına gitmektedir. Fuchs’un tarif ettiği gibi oyun büyük ölçüde metalaşmıştır. Sermaye tarafından sömürülmeyen serbest bir zaman alanı artık kalmamıştır.
Yapay zekâ: sömürünün yeni katmanı
2022 sonunda üretken yapay zekanın (ÜYZ) yaygınlaşmasıyla birlikte dijital emek tartışmaları yeni ve kritik bir boyut kazandı. Bu boyutun iki temel veçhesi var.
Birincisi, geçmişteki dijital emeğin bugünün yapay zekâsının hammaddesi olmasıdır. ChatGPT, Gemini ve benzeri ÜYZ modelleri büyük ölçüde insanların daha önce ürettiği içerikler üzerinde eğitilmiştir. Yazdığınız her metin, bıraktığınız her yorum, paylaştığınız her fotoğraf, bu içeriklerin önemli bir bölümü, bugünün yapay zekâ sistemlerinin temel eğitim verisi oldu. Fuchs, 2025’te The Handbook of Digital Labor’da yayımladığı bölümde bunu şöyle özetler: Kullanıcılar bu hammaddeyi üretti, fakat bunun karşılığında tek bir kuruş almadı.
İkinci veçhe ise ÜYZ’nin başlattığı yeni emek yerinden etme dalgasıdır. tripleC’de 2025’te yayımlanan bir çalışmada Larry Liu, Marx ve Ricardo’nun teknolojik işçi yerinden etme tezini 21. yüzyıla taşır ve şunu belgeler: Bu dalgadan etkilenen artık yalnızca mavi yakalı işçiler değil, yazarlar, grafik tasarımcılar, muhasebeciler, programcılar, yani bilgi ekonomisinin orta ve üst kesimleri. Dijital kapitalizminin mantığına içkin olan bu süreç teknoloji tarafından değil, belirli bir mülkiyet yapısı tarafından belirlenmektedir.
Yapay zekâ tedarik zincirinin görünmez halkası ise daha da vahim bir tablo çizmektedir. ChatGPT’nin zararlı içerikleri tanıyıp ayıklamayı öğrenmesi için Afrikalı çalışanlar bu içerikleri saatlerce gözden geçirmek zorunda kalmışlardır. Türkiye’den Hindistan’a, Nijerya’dan Kenya’ya uzanan veri etiketçileri, içerik denetçileri ve sınıflandırıcılar; düşük ücretle, güvencesiz koşullarda ve algoritmik denetim altında çalışmaktadır. Halim Baş, Bölge Çalışmaları Dergisi’nde 2026’da yayımlanan bir araştırmasında bu çalışanları “görünmez ama merkezi” olarak nitelendirmektedir. Uluslararası dijital emek işbölümünün bu tablosu, Fuchs’un yıllardır savunduğu tezi ampirik olarak doğrulamaktadır.
Öte yandan Fuchs, 2025’te Negri ve Spinoza üzerine kaleme aldığı makalesinde önemli bir uyarı yapar: ÜYZ’nin yarattığı “ortaklaşa emek” ve “çokluk” söylemi, sınıf temelli çözümlemelerin yerini alamaz. Teknoloji ne kadar kolektif görünürse görünsün, mülkiyet ilişkileri değişmeden sömürü biçimleri de değişmeyecektir.
Kapitalizm dijital alanda da “yamyam”
Fuchs, 2024’teki kapsamlı teorik çalışmasında Nancy Fraser’ın “yamyam kapitalizm” kavramını dijital kapitalizme uyarlar. Fraser’a göre kapitalizm yalnızca işçileri sömürmez; aynı zamanda sosyal yeniden üretimi, doğayı ve demokratik siyaseti de tüketir ve kendi maddi temellerini bizzat kemirmektedir. Dijital kapitalizm bu yamyamlığın en gelişmiş biçimidir. Sosyal ilişkileri hammadde olarak kullanır, demokratik kamusal alanı reklam platformuna çevirir, boş zamanı tüketir, mahremiyet hakkını yok eder.
Allmer, Arslan ve Fuchs’un 2024’te derlediği tripleC özel sayısı bu yamyamlığın farklı veçhelerini mercek altına alır. Dijital kapitalizmin “neofeodalleşme” eğilimi, zihinsel emeğin mülk edinilmesi, algoritmaların ırk ayrımcılığını nasıl yeniden ürettiği ve platform tekelleşmesinin demokratik siyaseti nasıl tahrip ettiği ortaya konulur. Ortaya çıkan tablo, dijital çağın zaferi olarak sunulan teknolojik gelişmenin aslında kapitalizmin krizini emekçilerin sırtına yüklemenin en rafine biçimi olduğunu gözler önüne seriyor.
Çıkış var mı?
Bu noktada klasik bir itirazla karşılaşılabilinir: “Biz bunu bilerek yapıyoruz, bizi kimse zorlamıyor.” Fakat Fuchs’un buna yanıtı nettir: Bilinçli tercih, eşitsiz bir iktidar ilişkisi içinde yapılıyorsa özgürlük sınırlıdır. Telefonu kapatıp sosyal medyayı terk edebilirsiniz; fakat bu sizi mesleki, sosyal ve kültürel yaşamdan koparır. Bu bir tercih değil, yapısal bir baskıdır.

Fakat teknolojinin toplum üzerindeki etkileri önceden belirlenmiş değildir ve bu etkiler sınıf mücadelelerinin sonuçlarına bağlıdır. Fuchs’un somut önerisi, kullanıcı emeğini ücretlendirmek değil, ticari platformların yerini alabilecek kamusal hizmet interneti modelini hayata geçirmektir. Reklam değil kamusal finansmanla çalışan, kullanıcı verilerini metalaştırmayan, kâr amacı gütmeyen dijital altyapılar. Tıpkı kamu yayıncılığının ya da kamu hastanesinin zamanında “ütopik” görünüp sonradan kazanım haline gelmesi gibi, bu öneri de toplumsal mücadeleler aracılığıyla gerçeğe dönüşebilir.
Evrensel temel gelir, medya harcı ve kooperatif platform modelleri de güncel tartışmaların gündemindedir. Bu modellerde çevrimiçi çalışmanın ürünleri meta olmaktan çıkacak, sosyal ihtiyaçları karşılayan ortak değerlere dönüşecektir. Çözümün yolu, bireysel tercihlerden değil mülkiyet ilişkilerinin köklü dönüşümünden geçmektedir.
Dijital emek, sınıf mücadelesi ve bugün
Kapitalizmin krizinin derinleştiği, hegemonya mücadelesinin tüm dünyayı sardığı bu tarihsel konjonktürde dijital emek meselesi artık yalnızca akademik bir tartışma değildir. Milyarlarca insanın karşılıksız emeği üzerine kurulan bu ekonomi, krizin emekçilerin sırtına yüklendiği en yeni ve en rafine biçimdir.
Yapay zekânın yükselişiyle birlikte bu tablo yeni bir boyut kazandı. Dijital emek yalnızca bugünün platformlarını beslemekle kalmıyor; yarının yapay zekâ sistemlerinin de hammaddesini oluşturuyor. Farkında olmadan iki katmanlı bir sömürü sürecinin ortasındayız: Hem canlı emeğimiz hem de geçmiş emeğimiz sermayenin hizmetine sokulmuş durumda.
Nitekim işçi sınıfının sınıfsal konumunun giderek daha geniş kesimlere yayıldığı günümüzde -bilgi emekçileri, platform ekonomisinin “bağımsız” çalışanları vb.- dijital emek sömürüsünün görünür kılınması ve buna karşı örgütlü bir mücadelenin geliştirilmesi yaşamsal bir önem taşıyor. Halk hareketleri, bu sömürünün farkında oldukça büyüyor ve dijital kapitalizmin alternatiflerini inşa etme mücadelesi ise artık sanal değil son derece somut bir zemine oturmuş durumda.
Fuchs’un vurguladığı üzere gerçek anlamda demokratik bir toplum için dijital medyanın demokratik yollarla şekillendirilmesi zorunludur. Bu ise dijital kapitalizmin toplumsal mücadeleler aracılığıyla köklü bir dönüşüme uğratılmasından geçmektedir. Yapay zekâ çağında bu zorunluluk, geçmişe kıyasla çok daha ivedi ve çok daha yaşamsal bir nitelik kazanmaktadır.
KAYNAKLAR
– Allmer, Thomas, Sevda Can Arslan, Christian Fuchs. “Critical Perspectives on Digital Capitalism: Theories and Praxis.” tripleC: Communication, Capitalism & Critique, c. 22, sayı 1, 2024.
– Baş, Halim. “Afrika’da Dijital Emek Sömürüsünün Yapay Zekâ Tedarik Zinciri Perspektifinden Analizi.” Bölge Çalışmaları Dergisi, c. 5, sayı 1, 2026, s. 47-75.
– Fuchs, Christian. Dijital Emek ve Karl Marx. çev. Tahir Emre Kalaycı & Senem Oğuz, NotaBene Yayınları, 2019.
– Fuchs, Christian. Dijital Kapitalizm Çağında Marx’ı Yeniden Okumak. Çeviren Diyar Saraçoğlu, NotaBene Yayınları, 2021.
– Fuchs, Christian. “Critical Theory Foundations of Digital Capitalism: A Critical Political Economy Perspective.” tripleC: Communication, Capitalism & Critique, c. 22, sayı 1, 2024, s. 148-196.
– Fuchs, Christian. “Antonio Negri, Spinoza, Marx, and Digital Capitalism.” Philosophy and Social Criticism, c. 51, sayı 10, 2025, s. 1703-1729.
– Fuchs, Christian. “Digital Labor and Digital Capitalism: A Critical Political Economy Perspective.” The Handbook of Digital Labor, ed. Jack Linchuan Qiu, Shin Joung Yeo, Richard Maxwell, Wiley Blackwell, 2025, s. 349-371.
– Liu, Larry. “What is the Future of Work in the Generative AI Era? A Marxist and Ricardian Analysis.” tripleC: Communication, Capitalism & Critique, c. 23, sayı 1, 2025, s. 131-148.
– Sørensen, Søren Bøgh. “Value and Productive Labour in the Era of Digital Technologies: Revisiting the Digital Labour Debate.” tripleC: Communication, Capitalism & Critique, c. 22, sayı 2, 2024, s. 498-517.
– Tok, Mustafa Çağatay. “Üretken Yapay Zekâ ve Dijital Emek: Google’ın ‘YZ Yol Macerası’ Kampanyasında Fan Yaratıcılığının Metalaşması.” Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik Dergisi (egifder), c. 13, sayı 2, 2025, s. 1449-1480.
The post Dijital kapitalizmin görünmez işçileri ve sömürünün yeni biçimleri first appeared on Bilim ve Gelecek.
