Teknoloji

Akademisyenlere YouTube’dan Para Kazanma Yasağı: Bilim Anlatmak “Ticaret” mi Oldu?

Devlet üniversitelerinde çalışan akademisyenlerin YouTube, sosyal medya, internet siteleri ve mobil uygulamalar üzerinden içerik üreterek gelir elde etmeleri, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin YÖK’e gönderdiği görüş doğrultusunda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu‘ndaki “ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı” kapsamında değerlendirildi. Kararın ardından bazı akademisyenler YouTube yayınlarını durdururken, tartışmanın merkezinde önemli bir soru var: Üniversitede ders veren bir akademisyenin aynı bilgiyi YouTube’da milyonlarca kişiye anlatıp reklam geliri elde etmesi gerçekten “esnaflık” veya ticari faaliyet sayılmalı mı?

Konunun kamuoyuna yansıması haber kuruluşlarının haberleriyle oldu. Ancak düzenlemeyi basitçe “akademisyenlere sosyal medya yasağı” şeklinde tanımlamak tam olarak doğru değil. Mevcut bilgiler, akademisyenlerin YouTube’a video yüklemesinin veya sosyal medyada bilimsel içerik paylaşmasının kategorik olarak yasaklandığını göstermiyor.

Sorun gelir elde edildiği anda ortaya çıkıyor. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin görüşüne göre dijital platformlardan sağlanan kazanç, kamu görevlilerinin tabi olduğu ticari faaliyet yasağı kapsamına giriyor.

Süreç YÖK’ün Sorusuyla Başladı

İlginç olan, sürecin doğrudan Cumhurbaşkanlığı’nın kendiliğinden aldığı bir kararla başlamamış olması. Haberlerde aktarılan kronolojiye göre YÖK, 17 Haziran 2026’da Cumhurbaşkanlığı’ndan akademisyenlerin dijital mecralardaki yayıncılık ve mobil uygulama geliştirme faaliyetlerinin hukuki durumuna ilişkin görüş istedi.

Ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı 20 Ağustos 2026’da konu hakkında bir değerlendirme hazırladı.

Bu değerlendirmeyi esas alan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü de 2 Eylül 2026’da YÖK’e görüşünü iletti. YÖK de üniversitelere bu görüşü bildirdi.

61 yıllık kanun YouTube’a uygulandı

Ve hukuki tartışmanın merkezine 1965 tarihli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 28. maddesi yerleştirildi. Asıl tartışmalı nokta burada ortaya çıkıyor.

657 sayılı Kanun hazırlanırken ne YouTube vardı ne sosyal medya ne mobil uygulamalar ne de içerik üreticiliği ekonomisi. Kanunun 28. maddesi devlet memurlarının tacir veya esnaf sayılmalarını gerektirecek faaliyetlerde bulunmalarını ve ticaret ve sanayi müesseselerinde görev almalarını sınırlandırıyor.

2026’da ortaya çıkan soru ise şu: YouTube’da tarih anlatan bir tarih profesörü, fizik dersi veren bir fizikçi veya ekonomiyi açıklayan bir iktisat profesörü reklam geliri elde ettiği anda “ticaret yapan memur” haline mi geliyor?

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin YÖK’e iletilen değerlendirmesi buna büyük ölçüde “evet” diyor. Dijital platformlardan sağlanan gelirlerin 657’nin 28. maddesindeki yasak kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Oysa Türkiye birkaç yıl önce “içerik üreticiliğini” ayrı bir gelir türü olarak düzenledi

Burada başka bir hukuki çelişki de dikkat çekiyor. Türkiye, sosyal içerik üreticilerinin kazançlarını vergi sistemi içerisinde ayrıca düzenledi. YouTube, Instagram, TikTok ve benzeri platformlardan gelir elde eden kişiler için belirli şartlarda özel vergilendirme mekanizması bulunuyor.

Dolayısıyla devletin vergi sistemi açısından kabul ettiği yeni bir ekonomik faaliyet modeli, devlet üniversitesindeki akademisyen söz konusu olduğunda 657’nin çok daha eski “ticaret ve kazanç getirici faaliyet” hükümleriyle karşılaşıyor.

Bu nedenle mesele yalnızca “akademisyen YouTube’dan para kazanabilir mi?” sorusundan ibaret değil. Dijital ekonominin oluşturduğu yeni çalışma ve gelir modellerinin 1960’ların kamu personeli mevzuatıyla nasıl bağdaştırılacağı sorunu ortaya çıkıyor.

Peki akademisyen ücretsiz yayın yapabilir mi?

Şimdilik en önemli belirsizliklerden biri bu. Elde bulunan haberler ve üniversitelere yansıyan değerlendirmeler özellikle gelir elde edilmesine odaklanıyor.

Bu nedenle reklam gelirini kapatan ve hiçbir ticari gelir elde etmeyen bir akademisyenin bilimsel videosunu YouTube’da yayımlamasının aynı yasak kapsamında olduğuna ilişkin açık bir hüküm şu anda kamuoyuna açıklanmış değil. Bazı haberlerde de gelir elde etmeyen kanalların durumunun belirsizliğini koruduğu belirtiliyor.

Bu ayrım önemli. Çünkü, İçerik üretmek illa içerikten gelir elde etmek demek değildir.

Ancak akademisyenler açısından risk burada bitmiyor. Bir YouTube kanalının gelir elde etme özelliğinin açılması, sponsorluk yapılması, ücretli üyelik sunulması, dijital kurs satılması veya mobil uygulamadan gelir elde edilmesi farklı hukuki değerlendirmelere yol açabilir.

Akademisyenler kanallarını kapatmaya başladı

Kararın üniversitelere ulaşmasının ardından bilimsel ve eğitim içerikleri üreten bazı akademisyenler yayınlarını durdurduklarını açıkladı.

Ama akademisyenlerin temel itirazı yalnızca gelir kaybı değil. Sorun, bilimsel bilginin topluma nasıl ulaşacağı.

YouTube bugün yalnızca eğlence platformu değil. Milyonlarca insan sağlık, tarih, ekonomi, hukuk, mühendislik, fizik, psikoloji ve teknoloji konusunda ilk bilgiyi buradan ediniyor.

Akademisyenler bu alandan çekildiğinde platform boş kalmıyor. Boşluğu başka içerik üreticileri dolduruyor.

Bu nedenle düzenleme paradoksal biçimde Türkiye’nin uzun süredir mücadele etmeye çalıştığı dezenformasyon sorununu büyütebilir.

Bir başka çelişki: YÖK Güya “Bilim İletişimi”ni teşvik ediyor

Tartışmanın dikkat çekici başka bir tarafı da YÖK’ün üniversitelerin bilimsel bilgiyi toplumla daha fazla paylaşmasını teşvik eden politikaları. Bir taraftan üniversitelerden bilginin laboratuvar ve akademik dergilerden çıkarılarak halka anlatılması istenirken, diğer taraftan bunu günümüzün en güçlü iletişim kanallarından biri olan YouTube üzerinden yapan akademisyenlerin gelir elde etmelerinin ticari faaliyet olarak değerlendirilmesi eleştiriliyor.

Üniversitelerde Bilim İletişim Ofisleri kurulurken YouTube üzerinden bilgisini paylaşan akademisyenlerin engellenmesi tutarsız gözüküyor.

Peki kitap yazmak neden farklı?

Kararın tartışmaya açtığı belki de en ilginç soru bu. Bir akademisyen uzmanlık alanıyla ilgili kitap yazabilir. Kitabı yayımlanabilir. Satılabilir. Akademisyen bundan telif geliri elde edebilir. Bir gazeteye veya dergiye yazı yazabilir ve belirli koşullarda telif alabilir.

Peki aynı akademisyen 300 sayfalık kitabında anlattığı konuyu kamera karşısında 30 dakikalık bilimsel videoya dönüştürdüğünde neden faaliyet farklı değerlendiriliyor? Asıl hukuki tartışmanın buraya taşınması beklenebilir:

Dijital bilimsel içerik, klasik anlamda ticari faaliyet midir; yoksa kitap, makale, konferans ve diğer fikri eserlerde olduğu gibi akademisyenin fikri üretiminin dijital biçimi midir?

Teknoloji, mevzuattan çok daha hızlı değiştiği için 657 sayılı Kanun’un hazırlandığı dönemde böyle bir ayrımın yapılması zaten mümkün değildi.

Mobil uygulamalar konusu daha da ilginç

YÖK’ün görüş talebinin yalnızca YouTube ile sınırlı olmadığı, mobil uygulama geliştirme faaliyetlerini de kapsadığı bildiriliyor. Bu durum özellikle mühendislik ve bilgisayar bilimleri açısından önemli.

Bir devlet üniversitesindeki bilgisayar mühendisliği profesörünün geliştirdiği eğitim uygulamasını App Store veya Google Play’de ücretli yayımlaması da aynı mantıkla ticari faaliyet kapsamına girebilir. Bir yapay zekâ araştırmacısının geliştirdiği uygulama da öyle.

Bu yaklaşım yalnızca sosyal medya yayıncılığını değil, üniversitelerde geliştirilen teknolojinin ticarileştirilmesi ve girişimcilik politikalarını da ilgilendiren çok daha geniş bir tartışma yaratabilir.

Türkiye bir taraftan akademisyenlerden patent, teknoloji transferi, startup ve üniversite-sanayi işbirliği isterken, diğer taraftan bireysel dijital ürünlerden gelir elde edilmesini kamu personeli mevzuatı üzerinden sınırlarsa sınırların çok net çizilmesi gerekecek.

Asıl ihtiyaç yasak değil, dijital çağa Uygun ve Güncel Bir Kamu Personeli Çerçevesi Olmalıdır

Buradaki temel problem aslında YouTube değil. 657 sayılı Kanun ile dijital ekonomi arasındaki 61 yıllık mesafe. Bugünün akademisyeni yalnızca üniversitede ders veren ve akademik dergiye makale gönderen bir kamu çalışanı değil. Podcast yapabiliyor, YouTube kanalı açabiliyor, online ders verebiliyor, mobil uygulama geliştirebiliyor, yapay zekâ modeli hazırlayabiliyor, yazılım lisanslayabiliyor, bülten (newsletter)  yayımlayabiliyor, dijital kitap satabiliyor.

Bu faaliyetlerin tamamını klasik “esnaflık” veya “ticaret” kavramının içine sokmak, dijital çağın fikri üretim biçimleriyle kamu personeli mevzuatı arasındaki çatışmayı çözmüyor. Sadece erteliyor.

Bu nedenle asıl ihtiyaç, akademisyenlerin bilimsel ve fikri üretiminden elde ettiği gelir ile gerçekten ticari işletme faaliyeti yürütmesi arasındaki sınırı açık biçimde belirleyen yeni bir dijital akademik faaliyet rejimi olabilir.

Aksi halde Türkiye açısından tuhaf bir sonuç ortaya çıkabilir: Üniversite profesörü bilimsel bilgisini YouTube’da anlatmazken, aynı konuda hiçbir akademik uzmanlığı bulunmayan bir influencer milyonlarca kişiye ulaşmaya devam eder.

Dezenformasyon çağında bunun bedeli yalnızca akademisyenlerin kaybettiği reklam geliri olmayacaktır. Toplumun güvenilir bilgiye erişimi de bundan etkilenebilir.

Akademisyenlere YouTube’dan Para Kazanma Yasağı: Bilim Anlatmak “Ticaret” mi Oldu?Türk İnternet.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu