Yeni nesil siyaset tuzağı

Ender Helvacıoğlu
Özgür Özel yeni nesil siyasetten söz ediyor ama bence yeni nesil siyaseti en iyi Erdoğan yapıyor, hem de yıllardır. Kendi mi yapıyor, ortalıkta gördüğümüz Saray danışmanları mı… niyeyse pek sanmıyorum. Çünkü şu son çerçeve yasa hikâyesinde de gördüğümüz gibi çok iyi yapıyorlar; sanki daha global bir akıl var. Düşünsenize: Karşıdakini yeni nesil siyasetin küçüğüne zorlayarak büyüğünü tıkır tıkır işletmek; halk dilinde: kıstırmak ve tuzağa çekmek. Usta işi…
Parti yönetimi çerçeve yasasına evet diyecek, milletvekillerinin çoğunluğu ise hayır. Böylece hem evet denmiş olacak hem de hayır. Bu taktikle iktidarın kurduğu tuzaktan kaçınılacak. Dahiyane! (Okuduğum kadarıyla Alper Taş arkadaşımızın bile gözleri kamaşmış bu taktik karşısında. Özel’in, iktidarın oyununu bozduğunu söylemiş.)
Yani Yeni Parti, sürecin ilerleyişine göre, “biz de evet dedik” veya “çoğunluğumuz hayır dedi” diyecek. İki kapıyı da açık tutmuş oldu bu taktik. Dedik ya, dahiyane!
Ama unutulan bir gerçek var: Sürecin ilerleyişine kim yön veriyor? Herhalde Yeni Parti değil. Aslında Saray da değil; onlar taşeron. Global akıl demiştik. Eski nesil siyasetin kavramlarıyla konuşalım da herkes anlasın: emperyalizm.
Böyle şark kurnazı taktikler, 1) gücün varsa işler; 2) halka anlatmak zorunda değilsen işler (keşke uygulamaya sokulmadan önce Makyavel Usta’ya danışılsaydı).
Bu iki nitelikten de yoksunsan, sürecin ipini elinde tutanların oyuncağı olma, mayınlı tarlada bir o yana bir bu yana savrulup şaşkına dönme tehlikesi var.
Süreci ilerletenler yeri geldiğinde şunların hepsini söyleyebilirler: “Niye yan çiziyorsun, evet demiştin”, “Sen de evet demiştin”, “Ama sen hayır demiştin”, “Sen ne evet ne de hayır demiştin”, “Sen hem evet hem hayır demiştin” vb. Hepsi doğru. Bütün bunları söyleyebilirler ve haklı olurlar. Çünkü güçleri var. Sen söyleyemezsin; çünkü bu taktiği sürdürecek gücün yok. Sürekli savunmada kalacaksın; hem de her türlü saldırıya açık bir halde.
Pragmatizm güç ister. İktidarda olanlara önerilir.
Gelelim halka anlatma zorunluluğuna… Saray’ın epeydir böyle bir derdi yok; meşruiyeti başka yerlerden alıyor. Emperyalizmin hiç yok. Onlar zaten meşruiyet bahşediyor. Peki, Yeni Parti’nin? Yeni Parti halka mecbur, başka şansı yok.
Nasıl anlatacak bu taktiği halka? Hayır diyen milletvekili memleketine gittiğinde “iyi de sizin başkan evet dedi” demeyecekler mi? Memlekete gitmeye gerek bile yok; gazilere ve şehit ailelerine anlatmaya çalışın bakalım. “Çocuk mu kandırıyorsunuz?” demeyecekler mi?
Veya Özel’in tutumunu sormayacaklar mı: “Bu yeni nesil parti, nasıl bir parti? Başkan bir şey söylüyor, vekiller başka bir şey. Nedir sizin gerçek fikriniz?” “Efendim, başkan yukarıya konuşuyor, yeni nesil siyaset yapıyor; biz ise aşağıya, eskisi gibi” mi diyeceksiniz? Bu tavrı halk acır da tefe almazsa, iktidar -tefi geçtik- davul zurnayla döne döne kullanır.
Kısacası Özgür Özel’in taktiği ne yüksek katlarda bir işe yarar ne de halk nezdinde makul bir açıklaması vardır. İki düzlemde de saldırıya son derece açık bir biçimde savunmada kalınacaktır. İnisiyatif iktidardadır. Yeni Parti iktidar tarafından yeni nesil siyasete, yani pragmatizme (yani sürdürme gücüne sahip olmadığı bir politikaya) sürüklendi ve bu tuzağa düştü. Alper Taş arkadaşımızın, bu taktiğin “dahiyane” olup olmadığı konusunu bir kez daha düşünmesi iyi olur. Her konuda yan yana gelinecek değil ya… Hem bu yan yana gelmek değil, ardına takılmak.
TİP’in ise beni ters köşeye yatırdığını teslim etmeliyim. Bir arkadaşın cenazesi dolayısıyla İzmir’deydim; yeterli ölçüde takip edemedim. TİP’in açıklamasının ilk birkaç paragrafını okuyabildim; “iyi” dedim, “TİP hayır demiş”. Sonra arkadaşlar TİP’in çerçeve yasaya -tüm eleştirilerine ve koydukları şerhlere karşın- evet dediğini söylediler, şaşırdım. Yeni nesil siyaset yapılacaksa da bu kadar kaba bir biçimde yapılır mı; biraz inceltmek gerekir. TİP’in tavrı, Özel’in tavrının yontulmamış hali olmuş.
***
Neyse, dostlara da atıp tuttuk, sadede gelelim.
Birinci temel soru şu: Bu süreç kimin süreci? Masayı kim kurdu? Sürecin dizginleri kimin elinde? ABD emperyalizmi ve AKP iktidarının mı, barış ve demokrasi güçlerinin mi? Bu soruya verilecek yanıt, o masaya oturup oturmamayı veya oturmayı devam ettirip ettirmemeyi belirleyecektir.
İkinci temel soru da şu: Bu süreç “terörsüz Türkiye” veya “silahlar sussun, barış gelsin” süreci mi, yoksa ABD-İsrail’in Ortadoğu planlarını hayata geçirme, AKP iktidarının yeni anayasa ve yeni Osmanlıcılık hedefinin uygulanması süreci mi? Bu soruya verilecek yanıt da sürece ilişkin tavrı belirleyecektir.
Denilebilir ki, biz barış ve demokrasi güçleri olarak -emperyalizmin ve AKP’nin de olsa- o masaya oturacağız ve masayı etkileyeceğiz. Öyle bir dünya yok. Emperyalizmin masasına oturup da emperyalizmi devirmenin tarihte bir örneği yok. “Yeni nesil” bunu yapabilir mi, sanmam. Çünkü masa, bildik eski masa.
Denilebilir ki, biz sürecin bu aşamasını destekleriz, şu aşamasını desteklemeyiz. Emin olun, o masaya oturduğunuzda size her aşamayı destekletirler (çerçeve yasada olduğu gibi); desteklemeyip kalkmaya çalıştığınızda da maymuna çevirirler.
Denilebilir ki, ama UKKTH (Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı)? UKKTH, bunu sağdan (Wilson) ve soldan (Lenin) ortaya atanların da vurguladığı gibi ideolojik değil politik bir ilkedir. Sovyetler Birliği ve Yugoslavya’nın kuruluşu da dağılışı da “UKKTH” idi, bilindiği gibi. Emperyalizmin ve gericilerin masasında UKKTH, devrimcilerin ve sosyalistlerin savunacağı bir ilke değildir.
Bu sistem içinde kalarak yeni nesil siyaset yapmak diye bir şey yok. Çünkü çatır çatır işliyor eski nesil siyaset. Pragmatizmde iktidarla yarışılamaz; ancak oyuncağı olunur.
Gerçekten yeni nesil siyaset mi yapılmak isteniyor? Bu, o masaya takılmakla değil dağıtmakla olur. Eski nesillerin önerdiği ve yaptıkları gibi…
The post Yeni nesil siyaset tuzağı first appeared on Bilim ve Gelecek.
