Gündem

Hemşehri dernekleri

Sadece isimleriyle örgütlenmiş memleketlerin değil, hatta sadece büyük şehirlerin de değil, bilakis ülkenin ve dolayısıyla siyaset ve sosyolojinin ilgi çekici konularından birisi Hemşehri Dernekleridir. Son yıllarda akademik-politik mevzulardan biri olan ve Sivil Toplum Örgütleri alanının en büyük kısmını oluşturan bu dernekler, tam da bu nedenle, hemen tüm kesimlerden siyasi ilgi gösterilen kuruluşlardır.

Diğer yandan Hemşehri Dernekleri, ilk kuruldukları yılların gerektirdiği ve getirdiği işlevlerden çok daha fazlasını amaçlamış/üstlenmiş bulunuyorlar. Henüz yeni ortaya çıktıkları 20. yüzyıl ortalarında temel amaçları özellikle büyük şehirlerde, hemşehriler arası dayanışma işlevlerini yerine getirmek; iş-aş arayışında gündelik hayatı kısmen kolaylaştırmaktı. Fakat bugün bunların çok daha ötesinde, büyük ölçüde ‘kültürel işlevler’ diye tanımladığımız yeni işlevler bulunuyor. Dolayısıyla ekonomik alanda inşa ettikleri dayanışma araçlarının bir adım ötesine geçerek geleneksel kimliklerini (dil-kültür-inanç) yeniden kurmak gibi yeni perspektifler de geliştirmiş bulunuyorlar.

Esasen bugün hemşehriler alanına dair genel sosyolojik manzara da, derneklerin yeni görev ve işlevlerine ilişkin yeni bir perspektifi gerekli kılıyor. Bugün herhangi bir şehirden türlü sebeplerle çıkanlar, sadece başka bir büyük şehre değil, çok sayıda kent ve bölgelere, ülkeye ve hatta ülke ötesine dağılmış bulunuyorlar. Bu durum Hemşehri Derneklerini sadece ulusal sınırlar içinde değil, küresel ölçekte de örgütlenmeye ve siyasi alana kaymaya zorluyor. Kısaca sosyolojik değişim ve bunun getirdiği yeni toplumsal ihtiyaçlar, Hemşehri Derneklerini yerel ve ulusal ölçekte birer siyasal özne haline getirmiştir. Özellikle bu derneklerin aralarında örgütlenerek federasyon gibi daha çatı kurumlar yarattıkları durumlarda bu özellik çok daha belirgindir.

Türkiye’de bir STK türü olarak dernekleşmenin serüveni, bir bakıma ülkenin politik gelişme sürecinden doğrudan etkilenmiştir. Ülkede derneklerin kurulması ve işleyişini içeren ilk yasal düzenleme 1938’de çıkarılan 2512 sayılı Cemiyetler Kanunu’ydu. Bu düzenleme yapıldığında Türkiye’de 205 dernek bulunuyordu. 1946’da yeni ihtiyaçlara göre ilgili düzenlemeyi güncelleyen 4919 sayılı kanun ile dernekler alanı yeniden tanımlanmış ve dernek sayısı 733’e çıkmıştı. 1961 Anayasasının 28. ve 29. maddeleri dernek kurma ve toplantı yapma özgürlüğünü genişleterek, sürecin yasal altyapısını oluşturduğunda bu alana dair bir tür liberal sistem inşa edilmiş görünüyordu. Bu yeni eğilim 1972’de çıkarılan 1630 sayılı kanunla daha da ilerletilmiş, o yıl ülkede kurulu 45.000 derneğin sayısı da artarak 1980 yılı sonunda 53.637’e ulaşmıştı.

12 Eylül askeri darbesi dernekleri kapatarak aslında sivil alanı tümüyle tasfiye etmişti. Yeni rejimin 1982’de yaptığı anayasanın 33. maddesine dayanılarak 1983’de çıkarılan 2908 sayılı yasa derneklerin kurulmasını çok daha zor hale getirmişti. Ama yine de toplumsal ihtiyaç ve talepler yasalardan daha güçlü çıkmış, 1984 sonrası dernekleşme eğilimi yeniden canlanmıştı. Bu toplumsal ihtiyaca uygun olarak anayasanın ilgili maddesi 1995’de değiştirilmiş, dernekler yasasının kısıtlayıcı hükümleri anayasal temelini de yitirmeye başlamıştı. Böylece dernekleşme eğilimi yeniden hız kazanmış, sadece 1994-2000 yılları arasında 16.000 yeni dernek kurulmuştu. 2001 yılında dernek sayısı 77.259’a ulaşmış ve artık STK Bilgi Merkezi veri tabanında yer alan tüm örgütlerin % 93.7’si derneklerden oluşur hale gelmişti. Bu eğilim kuşkusuz hız kesmeden sonraki yıllarda da devam etti ve bugüne geldi.

TÜM STK’LAR İLE BİRLİKTE

Hemşehri Derneklerinin de bugünkü işlevlerini esas olarak ilgili kamu kurumlarının işlevsizlikleriyle birlikte okumak gerekir. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kamusal politikaların sermaye lehine terkedildiği 80’li yıllardan bu yana STK’ların iş ve işlevleri tam da bu nedenle çoğalmış ve çeşitlenmiştir. Bugün STK’lar, yerel ölçekte ekonomik, kültürel, kimliksel bütün kamusal ihtiyaçlara yanıt ürettikleri ölçüde kabul görebilmektedirler ve esasen bunu yapamadıklarında varlık nedenleri de ortadan kalkar.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu