Mehmet Ali Tombalak: “Türkiye’nin Teknoloji Şirketlerini Kurmaktan Çok Ölçeklendirmeyi Konuşması Gerekiyor”

TÜBİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tombalak ile Türkiye bilişim pazarının dönüşümünü, şirket göçünü, scale-up finansmanını, yapay zekâda Türkiye’nin konumunu, dijital egemenliği, veri merkezlerini, eğitim politikalarını ve siber güvenlikte yeni dönemi konuştuk.
Türkiye’nin bilgi ve iletişim teknolojileri pazarı 2025’te 53,8 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşırken, sektörün önündeki asıl mesele artık yalnızca pazarın büyümesi değil; yazılımın, ihracatın ve küresel ölçekli teknoloji şirketlerinin payının artırılması. Tombalak’a göre Türkiye girişim kurmakta başarılı, ancak şirketleri büyütmek ve dünyaya açmak için gereken sermaye ile ölçeklendirme mekanizmalarında halen önemli bir boşluk bulunuyor.
Röportajda yapay zekâdan dijital egemenliğe uzanan daha geniş bir çerçeveyi ele aldık. Tombalak, Türkiye’nin ABD ile Çin arasındaki teknoloji rekabetinde yalnızca kullanıcı olarak kalmaması gerektiğini, kendi güçlü olduğu alanlarda ürün geliştiren, ihraç eden ve gerektiğinde teknoloji sağlayıcısını değiştirebilen bir ekosistem kurmasının kritik olduğunu vurguluyor.
“Pazar büyürken iletişimden bilişime, donanımdan yazılıma dönüşüyoruz”
– TÜBİSAD’ın son verilerine göre 2025’te sektör 2,1 trilyon TL, dolar bazında 53,8 milyar dolarlık bir hacme ulaştı. Uzun yıllardır yaklaşık 32 milyar dolar çevresinde seyreden bir pazardan söz ediyorduk. Bu sıçramayı nasıl okumak gerekiyor?
Mehmet Ali Tombalak: Toplam pazar büyüklüğümüz 53,8 milyar dolara ulaştı; ancak asıl olarak içeriğine bakmak gerekiyor. Pazar büyürken iletişim ağırlıklı yapıdan bilişim ağırlıklı yapıya dönüştük. Daha önce iletişim pazarı bilişimden çok daha büyükken, son raporumuzda ağırlık bilişim tarafına geçti. Bilişim içinde de donanımdan yazılıma doğru bir dönüşüm görüyoruz. Yazılım yaklaşık 21 milyar dolarlık bir büyüklük oluşturuyor. Türkiye açısından bunu doğru yönde bir dönüşümün başlangıcı olarak değerlendiriyorum.
– Bu büyüme mevcut şirketlerin büyümesinden mi, araştırmaya yeni şirketlerin katılmasından mı kaynaklanıyor?
Mehmet Ali Tombalak: Her ikisinden de. Mevcut şirketler büyüyor, yeni şirketler de ekosisteme katılıyor. Teknokentlerin ve buradaki şirket sayısının artması özellikle yazılım tarafındaki büyümeyi destekliyor. Yazılım bizim için önemli; çünkü donanım üretiminde güçlü bir ülke değiliz. İhraç potansiyelimizin yüksek olduğu alanlardan biri yazılım.
Buna karşılık bilişim hizmetlerindeki büyümemiz ve ihracatımız, kendimizi kıyasladığımız ülkelere göre halen yetersiz. Bundan sonraki sıçramayı tek tek şirketlerden çok ekosistemi büyüterek yapmamız gerekiyor. Bir teknoloji alanında gerçekten oyuncu olup olmadığımızı, yalnızca Türkiye’de kullanılan değil başka ülkelere de satılan ürünlerle ölçmeliyiz.
“Beyin göçünden daha tehlikelisi şirket göçü”
– Daha önce “beyin göçünden önce şirket göçünü konuşalım” demiştiniz. Türk teknoloji şirketlerinin merkezlerini, fikri mülkiyetlerini veya satış organizasyonlarını yurt dışına taşıması açısından risk bugün büyüdü mü?
Mehmet Ali Tombalak: Hâlâ aynı noktadayım. Beyin göçünün ekonomik nedenlerin ötesinde çok farklı kişisel sebepleri var. Önemli olan yurt dışına giden insanlardan nasıl faydalanacağımız ve onları ekosistemimizin içinde nasıl tutacağımız. Şirket göçünü ise daha tehlikeli görüyorum. Şirket fikri mülkiyeti ve haklarıyla birlikte gidiyor; Türk teknoloji ekosisteminin paydaşı olmaktan çıkma riski taşıyor. Bu nedenle şirket göçünü tersine çevirmek için devletin ve sektörün birlikte çalışması gerektiğini düşünüyorum.
– Türkiye girişim kurmakta başarılı ama ölçek yaratmakta zorlanıyor. Finansman tarafında ne yapılmalı?
Mehmet Ali Tombalak: Biz girişim konusunda iyiyiz; hatta ben bazen “girişimci değil, girişkeniz” diyorum. Şirket kurabiliyoruz, asıl mesele onu kalıcı hale getirmek ve ölçeklendirmek. Bunun için para gerekiyor. Türkiye’de erken aşama yatırımların büyüklüğü çoğu zaman birkaç yazılımcının birkaç aylık maaşı seviyesinde kalıyor. Böyle bir yapıdan scale-up çıkarmak kolay değil. Önümüzdeki dönemde scale-up’lara özel yatırım fonları, ölçeklendirme stratejileri ve devlet teşvikleri gerekiyor. Eskiden projeye veya ürüne destek veriliyordu; artık büyümeye destek verilmesini konuşmalıyız. Ürün üç müşteriye, sonra beş müşteriye satmışsa; yurt dışında birkaç müşteri kazanmışsa büyümesini desteklemeliyiz.
– Yani hedef daha fazla unicorn çıkarmak mı?
Mehmet Ali Tombalak: Ben önce daha ölçülebilir bir hedef koymayı tercih ederim: 100 milyon dolar ölçeğine ulaşmış en az 10 bilişim şirketi yaratmak. Unicorn hedefi koymak kolay; ama önce elimizdeki şirketlerin hangilerinin 100 milyon dolara ulaşabileceğine bakalım. Özellikle nakit akışı pozitif şirketlere yatırım yapmak hem yatırımcı açısından daha düşük riskli hem de teknoloji ekosisteminin ölçeklenmesi açısından daha gerçekçi.
“Fiyat rekabetinden değer rekabetine geçmek zorundayız”
– Ekonomik dalgalanma teknoloji şirketlerini iki taraftan sıkıştırıyor: maliyet yükseliyor, müşterilerin teknoloji bütçeleri daralıyor. Şirketler uzun vadeli Ar-Ge yerine kısa vadeli entegrasyon ve servis işlerine yönelebiliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mehmet Ali Tombalak: Şirketler uzun vadeyi göremediği için kısa vadeli davranıyor. Nitelikli ekipleri elde tutmak da zorlaştı; Avrupa ile ücret rekabeti açısından zorlanıyoruz. Teknoloji yatırımı yapan holdinglerin ve büyük şirketlerin yalnızca fiyat rekabetiyle değil değer rekabetiyle bakması gerekiyor. Tedarikçinin ürününü geliştirebilmesi ve dünyayla rekabet edebilmesi için bu ekosistemin finansal olarak beslenmesi gerekiyor. Bir fabrikaya çok büyük yatırım yapıp getirisini uzun yıllar bekleyebiliyoruz. Teknoloji şirketlerine de benzer bir stratejik bakış geliştirmeliyiz.
Dijital egemenlik: “Verinin Türkiye’de olması tek başına yeterli değil”
– Türkiye kendi küresel bulut sağlayıcısını mı yaratmalı, yoksa hyperscaler’ların Türkiye’de yatırım yapmasını mı teşvik etmeli? Verinin Türkiye’de tutulması dijital egemenlik için yeterli mi?
Mehmet Ali Tombalak: Ben hibrit modele inanıyorum. Bugünkü ölçeklere baktığımızda Türkiye’den yeni bir hyperscaler çıkarmak çok zor. Küresel sağlayıcıların gelmesini sağlamalı, kendi şirketlerimizin onların etrafındaki büyüyen pazardan pay almasına odaklanmalıyız. Bunu bağımsızlık tehdidi olarak görmüyorum. Ancak paralelinde yerel veri merkezlerimizi de güçlendirmeliyiz. Hatta yalnızca Türkiye’ye değil bölgeye servis verebilecek üç-beş ölçekli ve sertifikalı veri merkezi oyuncusu yaratabilmeliyiz.
– O halde dijital egemenliği nasıl tanımlıyorsunuz?
Mehmet Ali Tombalak: Bağımsızlık yalnızca verinin hangi binada bulunduğuyla ilgili değil. Altyapıyı kimin yönettiği ve kontrol ettiği de önemli. Ben dijital bağımsızlığın temel göstergelerinden birinin taşınabilirlik olduğunu düşünüyorum. Bir sağlayıcıya ne kadar bağımlısınız? Alternatifiniz var mı? Gerektiğinde başka bir sağlayıcıya ne kadar hızlı geçebilirsiniz? Veri Türkiye’de duruyor ama altyapıyı siz yönetemiyor ve başka yere taşıyamıyorsanız, tek başına fiziksel konum bağımsızlık sağlamıyor.
– Kamu, açık standartlar, açık kaynak, bulut ve tedarikçi değiştirebilme şartları konusunda düzenleme yapmalı mı?
Mehmet Ali Tombalak: Kesinlikle. Taşınabilirlik ölçülmeli ve gerçekten uygulanabilir olduğu teyit edilmeli. Dijital egemenlik tek başına veri korumak değildir. Ölçekli teknoloji şirketleri çıkarmak, ihracatı artırmak ve teknoloji çalışanı sayısını yükseltmek de bağımsızlığın parçasıdır. Hangi teknolojilere ne kadar bağımlı olduğumuzu ve bu bağımlılığın ne kadar dağıtılabildiğini ölçmemiz gerekiyor.
– Türkiye dijital egemenlikte Avrupa’nın mı, Çin’in mi modelini izlemeli?
Mehmet Ali Tombalak: Bence üçüncü bir model oluşturmalı. Türkiye’de özel sektörün tek başına kritik altyapıları ve ölçeği yaratacak finansal gücü her zaman yok. Devletin savunma sanayisinde olduğu gibi kritik alanlarda yön göstermesi ve ortamı oluşturması gerekiyor. Ancak tek bir sağlayıcıya yoğunlaşmak da bağımlılık yaratır. Bu nedenle bağımlılık seviyesini ve sağlayıcı değiştirme kabiliyetini sürekli ölçen bir yaklaşım gerekiyor.
Yapay zekâ: “İlk defa yalnızca kullanıcı değil, oyuncu olma fırsatımız var”
– ABD ve Çin etrafında farklı yapay zekâ blokları oluşurken Türkiye nasıl konumlanmalı?
Mehmet Ali Tombalak: Yapay zekâda belki de ilk defa önümüzde gerçekten oyuncu olma fırsatı var. Bunun değere dönüşmesi yalnızca şirketlerin işi değil; devletin, teknoloji şirketlerinin ve bakanlıkların ortak bir yol haritasıyla hareket etmesi gerekiyor. ABD ve Çin’in kendi alanlarında rekabet etmeye çalışmak yerine kendi oyunumuzu ve yol haritamızı şekillendirmeliyiz. Bugün iki taraftan birini seçmek zorunda değiliz. Her iki taraftan da kendi stratejimize uygun ne alabileceğimize bakmalıyız.
– Türkiye’nin yapay zekâ eylem planını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mehmet Ali Tombalak: Planın ve önerilerin değerli olduğunu düşünüyorum. Benim vurgum artık icra üzerinde. Hedefler, bütçeler, takvimler ve başarı göstergeleri şeffaf biçimde izlenmeli. Nerede hedefe ulaşıyoruz, nerede ulaşamıyoruz, neden ulaşamıyoruz ve neyi değiştirmemiz gerekiyor? Asıl mesele bu. Konuşmaktan çok uygulamaya geçmek gerekiyor.
– Devlet yapay zekâ modeli geliştiren aktör mü olmalı, yoksa altyapı ve düzenleme tarafında mı durmalı?
Mehmet Ali Tombalak: Bizim yaklaşımımız devletin üreten değil, ürettiren olması. Dünyadaki büyük yapay zekâ şirketlerine baktığımızda üretimin ağırlıklı olarak şirketler tarafından yapıldığını görüyoruz. Devlet güçlü üretim altyapısını, destek mekanizmalarını ve denetimi sağlamalı; ülkenin stratejik ihtiyaçlarını güvence altına almalı. Devletin görevi ihracat yapmak değil, ihracatın ve ticarileşmenin önünü açmak. Kritik alanlarda kamunun teknoloji şirketleri elbette olabilir; ancak ticarileştirilecek ürünlerin özel sektörle birlikte dünyaya açılması gerekiyor.
Eğitim: “Yapay zekâ okuryazarlığı tek bir ders değil, bütün müfredatın konusu olmalı”
– Türkiye’de eğitim programlarının yapay zekâ çağının gerektirdiği matematik, makine öğrenmesi, çip tasarımı, veri mühendisliği ve dağıtık sistemler gibi alanlarda yeterince derinleşmediği eleştirileri var. Ne yapılmalı?
Mehmet Ali Tombalak: Yapay zekâ okuryazarlığını tek bir ders veya tek bir bölüm gibi görmemek gerekiyor. Doktor da, fizikçi de, matematikçi de, finansçı da yapay zekâyı kendi alanında kullanacak. Bu nedenle okuryazarlığın bütün eğitim programlarının içine yatay biçimde yayılması gerektiğini düşünüyorum. Bunun da ilkokuldan başlayarak planlanması ve önce öğretmenlerin yetkin hale getirilmesi gerekiyor.
– Bir yandan da “yapay zekâ yazılımcının işini alacak, artık junior’a ihtiyaç yok” deniyor. Siz katılıyor musunuz?
Mehmet Ali Tombalak: Bu kadar radikal düşünmüyorum. Türkiye’nin yaklaşık 300 bin teknoloji çalışanından 500 bine, hatta 1 milyona çıkması gerekiyor. “Junior’a değil senior’a ihtiyacımız var” demek sorunu çözmüyor; senior yetiştirmek için önce junior yetiştirmek zorundasınız. Devlet burada örneğin stajyer istihdamını destekleyebilir. Bugünün acemilerini yetiştirmezsek yarının uzmanlarını nereden bulacağız? Yapay zekâyı doğru yönetirsek Türkiye için tehditten çok fırsat olarak görüyorum.
Siber güvenlik: “Başarı, kaç saldırının engellendiğiyle değil dayanıklılıkla ölçülmeli”
– Türkiye’de siber güvenlik yapılanması yıllar içinde birkaç kez değişti. Yeni Siber Güvenlik Başkanlığı’nın başarısını hangi ölçütlerle değerlendirmek gerekir?
Mehmet Ali Tombalak: Tek bir yapının koordinasyon sağlamasını doğru buluyorum; yeter ki gerçekten inisiyatif alsın. Bugüne kadar farklı kurumlarda farklı görev ve sınırlar olduğu için uçtan uca sahiplenme zordu. Başarıyı yalnızca kaç saldırının engellendiğiyle ölçmemek gerekir. Asıl mesele dijital dayanıklılık. Bin veya on bin saldırı geldiğinde de altyapının ayakta kalabilmesi, gerekli yetkinliğin oluşturulması ve bu insan kaynağının ülkede tutulabilmesi gerekiyor. Başkanlığın en önemli hedeflerinden biri güçlü bir siber güvenlik ekosistemi kurmak ve bu ekosistemden ölçekli şirketler çıkarmak olmalı.
– Büyük veri ihlallerinden sonra kurumların kamuoyuna daha ayrıntılı ve teknik açıklama yapması gerektiğini düşünüyor musunuz?
Mehmet Ali Tombalak: Kesinlikle. Veri ihlalini saklamanın ne ülkeye ne şirkete faydası var; aksine aynı olayın tekrarlanması riskini artırır. Şeffaf biçimde açıklanmalı ki diğer kurumlar da ne yapacağını bilsin ve yaşanan olaydan ders çıkarılsın. Açıklık ve şeffaflık gelişimin temel unsurlarından biri.
– Belediyeler, KOBİ’ler, su ve enerji işletmeleri gibi bütçesi ve insan kaynağı sınırlı kurumlar için Siber Güvenlik Başkanlığı ortak SOC, tehdit istihbaratı veya olay müdahale hizmetlerini kendisi mi sağlamalı?
Mehmet Ali Tombalak: Başkanlığın her şeyi aynı anda kendisinin yapmasını doğru bulmuyorum; bunların yapılmasını sağlamalı. Ekosistemde bu hizmetleri verecek şirketler yoksa onları yaratmalı, varsa güçlendirmeli. Devletin ülke stratejisi açısından kendi izleme ve önleme altyapıları elbette olacaktır. Ancak güvenliği sağlayacak teknoloji gücümüzü artırmak da başlı başına bir güvenlik konusudur.
– Güvenlik gerekçesiyle yürütülen denetimlerle ifade özgürlüğü, kişisel veriler, ticari sırlar ve operasyonel bağımsızlık arasındaki sınır nasıl kurulmalı?
Mehmet Ali Tombalak: Güvenlik ile özgürlük birbirinin alternatifi değil. İnsan kendisini güvenli ama özgür hissetmiyorsa veya özgür ama güvende hissetmiyorsa sorun devam eder. Devletin görevi bu ikisini birlikte sağlayabilmek. Toplumun denetim mekanizmalarının yeterliliğine güvenmesi de bunun önemli bir parçası.
Mehmet Ali Tombalak: “Türkiye’nin Teknoloji Şirketlerini Kurmaktan Çok Ölçeklendirmeyi Konuşması Gerekiyor” – Türk İnternet.



