Bilim

Devlet-millet çelişkisi

Ender Helvacıoğlu

Devlet-millet çelişkisi tehlikelidir; iktidar-halk çelişkisine benzemez.

İktidar ile halk arasındaki çelişki derinleşirse ya seçim ya da -seçim de engelleniyorsa- halk isyanı yoluyla iktidar değişir. Genellikle isyan noktasına varmadan “devlet müdahalesi” ile işler rayına sokulur. Çünkü görevi mevcut sistemin devamını sağlamak olan ve tarafsız bir hakemmiş gibi gözüken “devlet” diye bir araç vardır. Türkiye tarihinde bunun birçok örneğini biliyoruz: Arkaik, modern, post-modern bir sürü darbe… Çoğu zaman darbeye gerek duymadan çeşitli uyarılar, siyasi partiler içindeki devlet partisi kollarının müdahaleleri, olmadı omuz atmalarla, elense çekmelerle mesele halledilir.

Ama devlet ile halk (millet) çelişirse ve bu çelişki keskinleşirse işler değişir. Çünkü ortada bir hakem kalmamış, hakem çelişkinin bir tarafı olmuştur. Bu durumda çok radikal ihtimaller gündeme girebilir. Devrim de olabilir; çöküş, parçalanma ve dağılma da. Başka devletler de işin içine karışabilir; çelişki millet-millet çelişmesine de dönüşebilir. Dünyada, en çok da bölgemizde bu durumun örneklerini yakın zamanda yaşadık, yaşıyoruz.

Hiçbir devlet varlığını halka rağmen uzun süre devam ettiremez. Bu nedenle aklı başında devletler devlet-millet çelişmesinden korkarlar. Millete çekidüzen vermeye, bin bir türlü yolla (komplo ve provokasyonlar dahil) yeniden devletin safına çekmeye çalışırlar; ama bu eşik aşılmışsa devlete çekidüzen vermek gerekir ki, o zaman da devlet-devlet çelişkisi ortaya çıkar. Yani bu noktaya gelinirse krizden kurtuluş yok!

***

Bu yazdıklarımız ışığında Türkiye’deki mevcut duruma bakalım.

Öteden beri Türkiye’de siyaset alanındaki baş çelişkinin AKP iktidarı ile Türkiye halkı arasındaki çelişki olduğunu söylüyoruz. Bu çelişki çok geniş halk hareketlerine de yol açtı; Cumhuriyet mitingleri ve Haziran Direnişi gibi. Bu hareketler başarıya ulaşamadı ama AKP-halk çelişkisi ortadan kalkmadı, derinleşerek devam etti.

Aslında Haziran 2015 seçimlerinde AKP iktidarı kaybetti. Ama -bugünkü kadar açık olmasa da- bir devlet müdahalesi yaşandı ve AKP iktidarına üç “lütuf” bahşedildi: Kılıçdaroğlu CHP’sinin iktidarı almayı reddetmesi (belki de korkması), hendek operasyonları (Ağustos 2015 – Mart 2016) ve 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi.

Bu zemin üzerinde asıl büyük darbe, 16 Nisan 2017’de yapılan, parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne (başkanlık sistemine) geçişi öngören anayasa değişikliği referandumu ile geldi. Hani şu YSK’nın oy verme işlemi devam ederken mühürsüz oyların (2 milyon civarı olduğu söyleniyor) geçerli olduğuna ilişkin karar verdiği referandum. Bu seçim hukukuna açıkça aykırı karar sonrasında Türkiye’nin yönetim biçimi değişti. Kılıçdaroğlu CHP’si buna da itiraz edemedi; kan dökülür gerekçesiyle! Yani Türkiye’nin yönetim biçimi (rejimi) hukuksuz bir devlet müdahalesi ve kan döküleceği tehdidiyle değiştirildi. Atı alan Üsküdar’ı geçmişti!

İktidar-halk çelişkisinin devlet-millet çelişkisine dönüşümü bu iki yıllık operasyonlar süreci sonucunda başladı. PKK lütfu, FETÖ lütfu ve Kılıçdaroğlu lütfu ile AKP iktidarının devletleşmesi süreci başlatıldı. Türk devleti bunu göze aldı ve bu çelişki keskinleşerek devam ediyor.

***

İktidar-halk çelişkisinin devlet-millet çelişkisine dönüştürülerek yumuşatılması yöntemi çok risklidir. Millet açısından değil, millet zaten acısını çekiyor, devlet açısından risklidir. Bir kere girildi mi çıkılması çok zor olan bir girdaptır.

Milletin “devleti” ile karşı karşıya gelmek istemeyeceği, iktidarın devlet zırhına bürünerek korunabileceğini öngörüldü. Belki de Doğu toplumlarının durağan olduğu, sınıf mücadelesine yatkın olmadığı, her şeyi devletten beklediği türünden tezlere fazlaca güvenildi. Türkiye toplumunun 200 yıllık modernite, demokrasi, seçim birikimi ve geleneği küçümsendi (Kaldı ki Doğu toplumlarının tarihi de en az Batı toplumlarınınki kadar halk isyanları tarihidir).

Günümüzde durum nedir?

2024 yerel seçimlerinde millet, devletleşmiş AKP’ye sıkı bir tokat attı. Bu tokadın yerel seçimlerde gelmesi önemliydi. Çünkü halk yerel seçimlerde, yani iktidarı değiştirmeyecek seçimlerde genellikle iktidardan yana tutum alır, işlerinin devam edebilmesi için. Fakat böyle olmadı; halk politik bir tutum alarak muhalefeti (Özel CHP’sini) -hem de yerel seçimlerde- birinci parti yaptı.

AKP devleti buna, yargı (yani devlet) aracı ile CHP belediyelerine saldırarak, CHP’nin cumhurbaşkanı adayını tutuklayarak, yetmedi CHP’ye el koyarak yanıt verdi.

Peki, başarılı oldu mu? Üst katlarda belli başarılar kazandığını teslim etmek lazım. Bir sürü CHP’li belediye başkanı ve bazı milletvekilleri tehdit ve şantaj yoluyla (daha doğrusu devlet gücü gösterilerek) AKP’ye transfer edildi. Ama halk nezdinde bir başarı kazanılamadı, hatta bu uygulamalar ters tepti.

Düşünsenize: Yolsuzluktan diploma sahtekarlığına, rüşvetten casusluğa bin bir suçla itham edilen ve 1,5 yıldır cezaevinde tutulan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, hâlâ kamuoyu yoklamalarında Erdoğan’a fark atıyor. Demek ki devlet milleti ikna edememiş! Millet, bir yolsuzu, sahtekarı, hatta casusu, devletin başı Reis’e tercih ediyor!

Yine yargı kanalıyla ve eski genel başkanının ihaneti aracılığıyla CHP’ye el konuluyor; Özel ve ekibi yeni bir parti kurmaya zorlanıyor ve kurulan Yeni Parti kamuoyu yoklamalarında birinci parti olarak çıkıyor. Devlet burada da milleti ikna edebilmiş değil.

Mesele sadece CHP ve Yeni Parti değil. Haklarını arayan madenciler, özel okul öğretmenleri ve atanamayan öğretmenler, günlerdir eylem koyan er gaziler ve şehit aileleri, emekliler, geçinemeyen, barınamayan gelecek kaygısı duyan gençler, işsizler, canını korumaya çalışan kadınlar ve daha birçoğu, yani millet, devletleşmiş AKP ile yani devletle karşı karşıyadır bugün.

Kısacası, devletleşmiş AKP’nin her adımı devlet-millet çelişkisini çözmek bir yana daha da keskinleştiriyor. Cumhuriyet tarihinde devlet ile millet hiç bu kadar birbirinden kopmamış ve karşı karşıya gelmemişti.

***

Bu durum daha fazla devam edebilir mi? Ederse devlet ile millet arasındaki mesafe daha da açılmaz mı? Devlet bu duruma bir çare bulmak zorundadır ve aradığı da görülüyor.

Çözülemeyen bir sorunu, çözülebilecek daha büyük bir sorunun parçası yaparak çözmeye (en azından ertelemeye) çalışmak diye bir yöntem vardır. Aslında iktidar-halk çelişkisini devlet-millet çelişkisi haline dönüştürüp o çerçevede çözmeye çalışmak da bu yöntemin bir örneğidir. Dediğim gibi riskli bir stratejidir ama bölgemizde hangi strateji risksiz ki?

100 yıllık Kürt sorununun ve 40 yıllık PKK sorununun aşılacağı iddiasındaki “çözüm süreci” işte böyle bir stratejidir. Bozuk ekonominin, yoksullaşmanın, işsizliğin nedeni olarak Kürt (PKK) sorunu gösterilir ve bu büyük sorun çözülünce ekonomik sorunların da çözüleceği iddia edilir. Türkiye’nin kaynaklarının PKK ile savaşa harcandığı, terör olmasaydı Türkiye’nin refah içinde olabileceği, işte şimdi bu sorunun çözülmekte olduğu tezleri ileri sürülmeye başlandı yandaş medyada. AKP’nin bir suçu yoktur, suçlu terördür ve işte devletleşmiş AKP liderliğinde yürütülecek “terörsüz Türkiye” hedefi ile bütün bu sorunlar halledilecektir.

Halk bunu yer mi? Halkı bilemem ama parlamentoda çerçeve yasaya evet diyenler yedi. Çok daha “büyük ve ulvi” bir amaç uğruna iktidar-halk çelişkisini (hatta bölgedeki ABD-halklar çelişkisini de) unutuverdiler.

Erdoğan’ın “önümüzdeki 50 yılı planladık” söylemi, Bahçeli’nin bu büyük planın ilk adımları olarak seçim sistemini ve siyasi partiler kanununu revize etme önerileri bu stratejinin sinyalleri. Bahçeli ve Erdoğan Yeni Parti’ye karşı iyi polis-kötü polisi oynuyor ve Yeni Parti -rızayla veya zorlan- “devlet çözümüne” davet ediliyor.

Aslında bu “büyük stratejiyi” en iyi Abdullah Öcalan ifade etti. Onun sırtında yumurta küfesi yok, rahat rahat konuşuyor. Çerçeve yasa meclis gündemine gelmeden hemen önce Öcalan ile yapılan görüşmenin tutanaklarından uzak tarihe ilişkin bir araba laf ve narsist söylemler süzüldükten sonra kalanlara bakıldığında strateji net olarak ortaya çıkıyor (Bu konu başlı başına bir yazıyı hak ediyor ama burada kısaca değinelim):

– Devlet yetkilileri “ulusalcı-faşist damar geride kaldı” demiş. Kemalist tarih tezleri terk edilecek.

– Kemalist cumhuriyet bir modernite dayatmasıydı, vazgeçilmeli (Yeni Ortaçağ hayali).

– Ümmet denilen şey, İslam ve Ortadoğu enternasyonalizmidir (Bizim gibi enternasyonalistlerin fark edemediği müthiş bir buluş! Aslında Tom Barrack da belirtmişti bunu).

– AKP cumhuriyeti yeniden kurdu; katı zemini demokratikleştirdi (Liberallerin “muhafazakâr devrim” söyleminin daha pervasızca ifadesi).

– Şara’yı biraz demokrasiye hazırlamak gerek; ama asıl mesele İran rejiminin halledilmesi, çünkü bu rejim devam edemez. Bu meseleyi ABD ve İngiltere’ye bırakmayalım, biz halledelim (Amerikan, İngiliz ve İsrail hükümetlerinin “kim tutar sizi” dediğini duyar gibiyim).

– Biz de MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız (Sadece mevcut iktidar bloğuna katılma beyanı değil; aynı zamanda yeni rejimin temel direklerinden biri olma arzusu).

Bu strateji cumhuriyet devrimlerini parantez yapma stratejisidir. Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’ın ortak stratejisi… Bu stratejinin meşruiyetini nereden sağlayacağı da bizzat meşruiyet dağıtıcılar tarafından ifade edilmişti zaten.

Saray iktidarı, eskisini yıktığı ama yerine yenisini kurmakta zorlandığı rejimini bir kez daha Türkiye toplumuna dayatıyor. Topluma ve muhalefete diyor ki: “Ufak tefek güncel meselelerle uğraşıp da ayağımıza dolanmayın; biz çok daha büyük bir sorunu hallediyoruz.” AKP devleti, millete göz dağı veriyor ve bu yolla rıza üretmeye çalışıyor.

Yeni rejimin kurucuları devlet-millet çelişkisini göze aldılar. Türkiye’nin modernite birikimi ile hesaplaşmayı göze aldılar. Peki, muhalefet ve halk da göze alabilecek mi?

Muhalefet bu stratejinin peşini takılıp yeni rejimin müzmin muhalefeti olmayı kabul mü edecek yoksa bu stratejiyi reddedip parçalamaya mı çalışacak?

Devlet-millet çelişkisinin devletleşmiş iktidar açısından riskini gerçeğe dönüştürme ve iktidara dayatma zamanıdır.

The post Devlet-millet çelişkisi first appeared on Bilim ve Gelecek.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu