Gündem

Çözüm Arayışı mı, Seçim Hesabı mı?

Kürt sorununun yeni çözüm sürecinin en önemli etabını oluşturan çerçeve yasa taslağı ortaya çıktı. İçeriği yeterince incelenip tartışılamadan, Meclis komisyonunda kabul edildi. İşletilen süreç güven vermiyor. Toplumun denetiminden ve kamuoyunun eleştirisinden kaçılarak, çelişkili ve demokratikleşme perspektifinden uzak bir taslak yasalaştırılmaya çalışılıyor.

Bu anlayıştan barış, istikrar ve ortak bir gelecek tasarımı çıkması zordur. Bu üslup ve tutum, asıl amacın iktidarın siyasal ömrünü uzatmak ve kalıcılaştırmak için zemin yaratmak olduğunu göstermektedir. Rejim değişikliği sürecini tamamlamak amacıyla çeşitli kesimlerin desteğinin alınmaya çalışıldığı ifade edilmektedir.
Çünkü iktidar (AKP ve MHP koalisyonu) ülkeyi derin bir krize sokmuş durumda.  Toplumsal taban eriyor, ittifakları (sınıflar matrisinde) çözülüyor. Siyasal ve ideolojik meşruiyet üretme kapasitesini ve toplumsal rıza oluşturma yeteneğini büyük ölçüde yitirmiş görünüyor.

Bu taslak eğer yasalaşırsa, DEM Partili dostlarımızın ve bazı Kürt kardeşlerimizin ileri sürdüğü gibi “eksik de olsa hukuki bir başlangıç” oluşturmayacaktır. Bu durum yeni bir “yetmez ama evet” vakasından başka bir şey değildir. Ortada iktidarın yeni bir pusu, hukuksal bir tuzak girişimi vardır. Hedef DEM Parti’yi demokratik muhalefet blokundan ve soldan kopararak iktidara yedeklemektir.

TARİHSEL SORUMLULUK

Eğer DEM ve Kürt kardeşlerimiz gerekli siyasal uyanıklığı gösteremezlerse, Türk solu ve demokratik muhalefet havzasından kopacakları gibi, cumhuriyetçi, kentli, eğitimli Türk toplumundan, yani ülkenin en gelişkin nüfusundan da uzaklaşacaklardır.

Ülkenin demokratik muhalefet alanının en büyük gücüne, yakın geleceğin iktidarına – ki olağan şartlarda kesin ve yakın bir gelecek projeksiyonudur- darbe yapan, cezaevlerini ana muhalefet partisinin üyeleriyle, belediye başkanlarıyla ve cumhurbaşkanı adayı ile dolduran, bağımsız gazetecileri ve muhalif aydınları zindana atarak susturmaya çalışan ve ‘’siyasal casusluk’’ gibi beşinci sınıf kumpas davaları yürüten bir iktidarın demokratikleşme ve ‘’çözüm’’ konusunda samimi ve dürüst olduğu düşünülebilir mi? Kimse kusura bakmasın; iyi niyetliyiz, yetersiz de olsa en küçük demokratik adımı, çözüm sürecine katkısı olacaksa desteklemeye hazırız; ama salak da değiliz!

Cumhurbaşkanına ‘’hakaret’’ etti diye insanlar cezaevine atılacak, niye seçim kazandınız diye muhalif siyasetçiler tutuklanacak, İmamoğlu kazansın diye ‘’siyasal casusluk’’ yaptınız iftirası ile insanların özgürlükleri ellerinden alınacak; dahası, onlar içeride kalmaya devam edecek ve biz ‘’silahlar susuyor’’ ülke demokratikleşiyor yalanına inanacağız, öyle mi?

İNİSİYATİF SARAY’DA

Yeni yasaya göre, 2005 sonrasında ‘’suç işleyen’’ örgüt mensupları ise serbest bırakılacak. Bırakılsın, hiç itirazımız yok. İtirazım başka yerde; örneğin Osman Kavala, Can Atalay, içeride kalmaya devam edecek mi? Selçuk Kozağaçlı, sırf cezaevinde bazı hak arama mücadelelerine katıldı diye Silivri’de kalmayı sürdürecek mi? Olasılık büyük. Çünkü yeni düzenleme ile kanunların genelliği ve eşitlik ilkesi kaba şekilde çiğneniyor. Buradan toplumsal bir barış çıkmaz. Ayrıca, bütün inisiyatif de yürütmeye, cumhurbaşkanlığına veriliyor. Sürecin takibini cumhurbaşkanı yardımcısının başkanlığındaki, ilgili bakanlıkların ve MİT’in temsilcisinden oluşan bir kurul yapacak. Kararların uygulanmasına ve yasanın pratik olarak yürürlüğe girmesine bu kurul karar verecek. Zamanlamayı bu kurul belirleyecek. Süre, MGK’nın (Genel Sekreterliğin) tespit ve teyit kararı vermesi ve Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla başlayacak.

Yukarıda da belirtildiği gibi 2005 sonrası örgütçe işlenen bütün suçlara ceza erteleme (örtülü af ve şartlı tahliye imkanı) getirilirken, 2005 öncesi işlenen fiillerle ilgili belirsizlik sürecek. Örgüt liderlerinin durumu ve statüsü belirsizliğini koruyacak vb. Ağırlaştırılmış hapis cezası alanların durumunda da bir dizi muğlaklık bulunuyor. Neden? Belli değil. Yasa taslağı örgüt mensupları arasında bile ayrım yapıyor. Bu nedenle örgütü bile bütünüyle ikna etme kapasitesinden yoksun. Bu ülkenin Batısında, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Manisa’da dinci-faşizan bir yapı varken; Diyarbakır’da, Mardin’de, Urfa’da, Hakkari’de demokrasi ve adalet olmaz.

TARİHSEL HESAPLAŞMA

Türkiye yönünün /kaderinin yeniden tayin edileceği tarihsel bir kavşağa gelmiş bulunuyor. Geçen yüzyılda tamamlanmamış, yarım bırakılmış bir hesaplaşma görülecek. Ülke, ya İslamcı faşist bir diktatörlüğe sürüklenecek ya da yeniden cumhuriyet, aydınlanma ve demokratikleşme yoluna girecek. İkilem budur! Şurası açık; gericilik ve faşizmin mutlak ve geri dönüşü olmayacak şekilde yenilgiye uğratılması mümkün. Dahası, böyle bir başarıyı etle etmenin bütün şartları oluşmuş durumda. Ülkenin önünde tarihsel bir fırsat var. Eğer büyük bir hata yapılmaz ve demokratik-birleşik muhalefet bloğu korunabilirse, bu kez ‘’iyi insanlar’’ kazanacak. Heba edilmemeli. Bunun önemli bir koşulu, Kürt arkadaşlarımızın iktidarın oyununa gelmemesi, küçük ‘’milli/etnik’’ hesaplar ya da çıkarlar için ülkeyi feda etmemesidir.

Peki nedir bu tarihsel fırsatın kritik boyutu? Durum açık; iktidarı değiştirmek ve böylece çözüm sürecinde devlet/ülke adına demokratik bir “muhatap” yaratmaktır. Çünkü dinci-faşizan bir iktidardan adil, demokratik, eşitlikçi ve onurlu bir çözüm beklemek saflıktır. Yok eğer bilinerek yapılıyorsa, hesap başkadır.  Değilse “çözüm” yasası genel bir demokratikleşme dalgasının parçası olmalıydı. Ülke ölçeğinde demokratik bir bağlama sahip olmayan özel ve fakat yarım yamalak bir yasanın kimseye hayrı olmayacaktır.

Türkiye’nin bu büyük ve bütün enerjisini emen, tarihsel denebilecek bu sorunun ancak Kürt hareketinin mevcut önderliği ile çözebileceğini düşünüyorum. Türk solundan gelen, sosyalist bir tedrisat ve birikime sahip ve olabilecek en düşük dozlu “milliyetçi” eğilime sahip bölgedeki tek Kürt örgütü (daha çok lider kadrosu) mevcut harekettir. Ancak, adil, onurlu, demokratik ve kardeşçe bir çözüm için, devletin de demokratik bir karakter kazanması lazım. Bu da önce iktidar değişimi demektir. Türkiye bu eşiğe geldi. Kürt hareketi Gezi’deki yanlışı yapmamalıdır. Bu eleştiriler soldan yapılan dost uyarılarıdır. Sol ve cumhuriyetçiler bu konudan MHP’nin gerisine düşen bir konuma savrulmamalıdır. Bu nedenle sorunu sol ve demokratik bir yaklaşımla ele alan bir çözüm perspektifi oluşturmak gereklidir. Türk solu böyle bir birikime ve müktesabata sahiptir. Yani uzun araştırmalara ve çalışmaya gerek bile yoktur. Aynı şekilde cumhuriyetçi sol (sosyal demokrat) hareket de, -ki bu Yeni Parti’dir- demokratik ve Türkler tarafından kabul görecek (onları ikna edebilecek) bir çözüm siyaseti geliştirmelidir. Yeni Parti buna açık görünmektedir.

DEM ve Kürt siyasal hareketi sorumlu davranmalıdır. Gelinen aşamanın genel bir demokratikleşme dalgasına dönüştürülmesi için Cumhuriyetçiler ve ana akım solla birlikte hareket etmelidir. Aradaki bağ koparılır ve AKP iktidarının ömrünün uzatılmasına katkı yapılırsa, bunun ağır sonuçları olacak, açacağı yara kolay kolay kapanmayacaktır.

Bu yazının Silivri zindanında kaleme alınmış olması bile, yukarıda ileri sürülen görüşler için yeterince güçlü bir kanıttır.   Son olarak belirtmeliyim ki; bu sürece sol ulusalcı ve sosyal şöven bir peerspektiften itiraz edilmesi de (Türkler bakımından) çözüm ve barış için hiçbir katkı yapmayacaktır. Bu durum bizim için nettir. Bu nedenle devrimci sol eleştiri ile karıştırılmamalıdır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu